SON DAKİKA

Grafikhaber.net
Kültür Sanat Haberleri

Bu hafta vizyonda hangi filmler var

Bu hafta vizyonda hangi filmler var
Bu haber 16 Temmuz 2016 - 16:32 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Kristen Stewart ile Nicholas Hoult’u buluşturan “Aşk Uğruna”, boş bir romantik-bilimkurgu örneği değil. Aksine kendi dünyasını yaratma sevdasıyla yanıp tutuşan bir totaliter rejim eleştirisi. Türdeşlerinin arasında iyi bir yere yerleşmese de müziğin ve iki oyuncunun kimyasının yükselttiği seyir zevkiyle ilgiyle izleniyor.

Dördüncü filmi “Like Crazy” (2011) ile Sundance’den büyük ödülle dönen Drake Doremus, ekibini değiştirmeden inandığı yolda ilerliyor. Orada net bir başarı yoktu. Ama aynı görüntü yönetmeni, kurgucu ve besteci ile birliktelik yönetmenin kariyerindeki komedi filmlerinden kopuşu sağlamlaştırıyor. “Aşk Uğruna” (“Equals”, 2015), The Collective adlı bir gelecek portresinde geçiyor. İnsanlar yeni bir ırk çıkarma hevesindeki ‘equals’ (eşitler) kavramıyla anılıyorlar. Duyguların ve hastalıkların yok edildiği totaliter rejimin yol açtıkları korkutucu.

SOFIA COPPOLA ‘KÖTÜ KAN’I ÇEKMİŞ GİBİ

Sinema tarihinde bilimkurgu ile romansı iç içe geçiren yönetmenler var. Resnais’den Jonze’a uzanan bir listeden bahsedebiliriz. Yönetmen burada aslında Sofia Coppola etkili bir filme imza atıyor. Teleobjektifler, normalden fazla bırakılan kafa boşlukları, el-omuz kamerası, elektronik müzik, sıçramalı kurgu, dar alana sıkışan genel planlar ve beyaz-mavi arası renk paleti ‘yabancılaşma’ya alan açıyor.

Aşkın yasaklandığı bir dünya söz konusu. Ancak bunun ‘mahpus’ hayatı yaşattığı muhakkak. “Aşk Uğruna”, özündeki fikirle Leos Carax’ın aşkın yasaklandığı Fransız Yeni Dalgası etkili başyapıtı “Kötü Kan”dan (“Mauvais Sang”, 1986) beslenen bir iş. Ama distopya tanımı oradaki kadar özgün ve yapıbozucu değil. Film, sanki “Gattaca” (1997), “Kod 46” (“Code 46”, 2003) gibi klonlama filmlerinin dar alana sıkışmış versiyonuna dönüşüyor zaman zaman… “Ay”ın (“Moon”, 2009) senaristi Nathan Parker bu kez uzaydan uzak…

MELANKOLİK BİR İLK FİLM HAVASINDA

Stewart-Hoult birlikteliği basit bir genç yetişkin bilimkurgusunun çok ötesinde… Kopyalanma, yeniden yaratılma, klonlanma gibi kavramlar mercek altına alınıyor. 1.85:1’de alanı iyi kullanırken şarkılarla doyurup özenli açılarla anlam kazanan bir işçilik var. “Aşk Uğruna”, “Kötü Kan”ın modeliyle “Outland”in (1981) mekan kullanımını birleştirirken “Gattaca”nın alt türünde yaptıklarını da işin içine katıyor. Bu haliyle melankolik bir ilk film hali mevcut…

Distopik bir dünyada akan klonlama filmi, bir de ad takıyor işlemlerine. Dustin O’Halloran ile Sascha Ring’in elektronik müzikleri seyir zevkine çok şey katıyor. Ama bir “Aşk” (“Her”, 2013), bir “Yeryüzündeki Son Aşk” (“Perfect Sense”, 2011) çıkmıyor. Doremus, yeri geldiğinde el-omuz kamerasını Cassavetes’e kaydırıp farkına varmadan meseleyi sıradanlaştırıyor. Bu durum burada vasat aşk filmi “Like Crazy”ye göre azalsa da yine de hissediliyor.

“Aşk Uğruna”, ‘ilk film’ olarak izleseydik daha da saygı duyacağımız bir çalışma. Ancak bu haliyle senaryosal sıkıntılar çekmesi, görsel efektler konusunda fazla düşük bütçeli durması, alt tür belirlerken vizyon sahibi olamaması ve Coppola’nın geleneğini ileri götürürken girdiği yolları bilememesiyle eleştiriye açık hale geliyor. Stewart, Hoult, Pearce ve Weaver ise rollerine uyum sağlıyorlar. Doremus, ilerleyen dönemde günümüzde, gelecekte veya geçmişte geçmesi fark etmeksizin ‘bağımsız aşk’ tanımlarıyla ilgi odağı olmayı sürdürecek gibi…

FİLMİN NOTU: 5.4

Künye:

Aşk Uğruna (Equals)

Yönetmen: Drake Doremus

Oyuncular: Kristen Stewart, Nicholas Hoult, Bel Powley, Guy Pearce, Jacki Weaver, Scott Lawrence

Süre: 102 dk.

Yapım yılı: 2015

‘ONUNCU KURBAN’-‘BRAINSTORM’ KIRMASI B-TİPİ BİLİMKURGU

Bambaşka bir kıyafet giydirilerek özel bir oyuna davet edilen ‘online bilgisayar oyuncuları’ son 20 yılda çok gördüğümüz bir mesele… “Simülasyon” da bunun üzerine gidiyor. Ama 90’larda çekilmiş gibi duran B-tipi bir oyunlu sanal gerçeklik bilimkurgusuna dönüşüyor. Bu dokudan keyif alanları ve geçmişe dönmek isteyenleri tatmin edecektir.

Bilimkurgudaki ‘oyun’ kavramının kökeni, Elio Petri’nin “Onuncu Kurban”ına (“La Decima Vittima”, 1965) kadar uzanır. 70’lerde “Westworld” (1973), “Death Race 3000” (1975) ve “Ölüm Pateni” (“Rollerball”, 1975) derken, “Uzay Silahşörleri” (“I Guierreri dell’anno 2072”, 1984), “Koşan Adam” (“The Running Man”, 1987) gibi fazlasıyla film sayabiliriz. Ama devir değiştikçe bu filmlerin gelişmiş teknolojilerle ilişkisi de önemlidir. 1982’de “TRON”un, 1999’da “The Matrix”in hite dönüşmesiyle bu konuda beslenecek kaynaklar farklılaşmıştır.

‘CALL OF DUTY’ ETKİSİ

Aslında ‘Açlık Oyunları’ (‘The Hunger Games’) serisi biraz eski model ‘oyunlu bilimkurgu’ örnekleriyle akraba. Bu sebeple de onların yanında ‘el kamerası’nın ucuzluğuyla Pazar sabah kuşağına uygun bir seyirliğe dönüştü. Ama arada “Oyuncu” (“Gamer”, 2009), “Arena” (2011) gibi eserler de bilgisayar jenerasyonuna uygun bir şekilde karşımıza çıkabiliyor. “Simülasyon”da (“The Call Up”, 2016) bunlardan ilkinde olduğu gibi Call of Duty gibi savaşı merkeze alan strateji oyunlarının üzerine gidiliyor.

Bir bakıma 80’lerde “Koşan Adam”ın yaptığının “Matrix” ile karışımı var burada. Ama finaliyle “Ölüm Bizi Gözetliyor” (“My Little Eye”, 2002) ve “Truman Show”u (1998) da andırıyor bu iş. Charles Barker, büyük oranda bağımsız bir projeye imza atmış burada. Dış mekana çok az çıktığımız, siberpunk mimariye yakın binaları nadiren gördüğümüz bir yapım tasarımı var.

90’LARA UYGUN BİR B-TİPİ SEYİRLİĞİ

Mesele içeride geçiyor ve elit online oyuncular sanal gerçeklik oyununa davet ediliyor. Kafalarına kask ve başka şeyler geçmesiyle birlikte aslında ‘savaş’ ortamına bilinçaltından giriyorlar. Aslında “Tuhaf Günler” (“Strange Days”, 1995) ve “Brainstorm”un (1983) bir ileri teknolojisi var karşımızda. Özellikle internet çağında ikincisinin teknolojisine yakın durarak ‘ilkel’ olmayı garantiliyor.

“Simülasyon”, içine alıp B-tipi bilimkurgu aksiyona adapte olmamızı sağlıyor kabul edelim. Kurgusundaki esneklikle, iki katman arasında giderken ‘sürpriz’ aramaması ve teknolojik damarını bilmesiyle eğlendiriyor. Sinema zevki adına 90’larda çekilse takdir de edebilirdik. Ama sanki o dönemin “Johnny Mnemonic” (1995) gibi olmamış sanal gerçeklik bilimkurgularını akla getiriyor. Klişeleşen karakterler vasat konuyu kurtaramıyor.

DİKTATÖR YORUMUNUN ALTI DOLDURULUYOR MU?

‘Oyunlu sanal gerçeklik bilimkurgusu’, vasat “Paintball”dan (2009) farksız bir ‘yukarıda diktatör lider var’ yorumuyla sunuluyor. Oyuncuların beşinci sınıf durmasıyla da seviyesini aşağılara indiriyor. Aksiyonu, kurgusuyla keyif verme olanağını 90 dakikaya zaman zaman yayabiliyor.

Çok bildiğimiz numaraların ardı arkasının kesilmemesiyle de ‘Açlık Oyunları’ndan farksız bir başarısızlık görüyoruz. Adeta video oyunu uyarlaması işleri hatırlıyoruz. “Simülasyon”, ‘The Maze Runner’ın ilk filmi gibi bir zeka parıltısı asla değil. Aksine sanki “Ölüm Oyunu”nun (“Batora Rowaiaru”, 2000) bir adaya sıkıştırma mantığını binaya taşırken projenin bütçesini düşürüp kitleyi kısıtlıyor. Klişelere bir yere kadar adapte olmamızı sağlıyor.

FİLMİN NOTU: 4

Künye:

Simülasyon (The Call Up)

Yönetmen: Charles Barker                                               

Oyuncular: Morfydd Clark, Chris Obi, Max Deacon

Süre: 90 dk.

Yapım yılı: 2016

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER