Gazino denen eğlence biçimi, bizim kuşağın ana rahmine, o, melodramı artık çok çok uzaklarda kalmış Türk filmlerindeki görüntüleri vasıtasıyla düşmüştü. Sonrasında her yaz heyecanı bütün ülke sathına yayılan İzmir Fuarı’nda, “Kim, nerede, kimin yerinde sahneye çıkıyor” ve de “Neon savaşları başladı” haberleri eşliğinde karşımıza gelen gazete sayfalarında… Çoğumuz bir gazinonun içene adım atmadan büyüdük ama nasıl bir şey olduğunu enikonu bildik hep.

Lakin artık ‘Post-modern zamanlar’dayız. Ata Demirer de bu gerçeğin bilincinde, yeni bir gösteri biçimine soyunmuş. Gidiyoruz salona, oturuyoruz yerlerimize ve onun her telden çalan, geniş bir coğrafi yelpazeyi tarayan şarkıları ve stand-up’ıyla süslediği şovunu izlerken, işte o pratiğini pek yapamadığımız ama teorik olarak bildiğimiz bir eğlence biçiminin tadına varıyoruz. Ya da şöyle söyleyeyim, ben vardım ve genel olarak çok da beğendim…

‘Emojiler’in yararı…

‘Ata Demirer Gazinosu’ adıyla sunulan gösteri yaklaşık iki buçuk saat sürüyor. Arada 15 dakikalık bir mola var. İki bölümün de formatı aynı; şarkılar ve stand-up… Sanat müziğinden arabeske uzanan bir repertuvar, ikinci yarıda ‘dış dünyalar’a açılıyor; burada da Demirer sesini konuşturdukça konuşturuyor. Böylelikle seyirci de bu güzelim şarkılar eşliğinde Yunanistan’a, İtalya’ya ve dahi Küba’ya kadar uzanıyor.
İşin espri ve taklit kısmı zaten bildiğiniz kalitede. Ata Demirer, o kendine özgü yeteneği, samimi tavrı ve sahne hâkimiyetiyle gösterisini tatlandırdıkça tatlandırıyor. Öğrencilik yıllarındaki ilk sahne deneyimi (barda müzik yapmak!) eşliğinde Trakya maceraları (gece yarısı motorundan çıkıp “Bodrum’a mı gideceksiniz be ya, gidin; ben yarın sabah erkenden barbuna gideceğim” diye ‘Bodrum, Bodrum’u çalan gitarist arkadaşına fırça atan balıkçı amca mesela) ya da masalarda rızkını arayan kediler… Veyahut emojilerin günümüz ilişkilerinde özellikle erkek cephesine yaptığı katkılar… Şarkılar faslına gelince Zeki Müren’den Metin Akpınar’a uzanan göndermeler (‘saygı duruşu’ demek de mümkün) derken yaklaşık iki buçuk saat farkına varmadan geçip gidiveriyor (şarkıların ağırlıklı tonu hüzün, bu noktada “Hüzün ki, komedi kadar yakışandır ona” demek ihtiyacı duyuyorum!).

‘Alo, kendimle mi görüşüyorum?’

Öte yandan çok başarılı Sırrı Süreyya Önder taklidinin de hakkını vermek lazım. Bu bölüm ve taklit o kadar iyi ki, -bu aşamada da bir kulis bilgisi aktarayım- Önder, Demirer’i telefonla ararken ilk olarak şu cümleyi kuruyormuş: “Alo, kendimle mi görüşüyorum?”
Yeri gelmişken Demirer’e eşlik eden orkestradan bahsetmemek olmaz. Taşkın Sabah yönetimindeki bu topluluk, her biri kendi enstrümanlarının ustası yeteneklerden oluşurken Namık Taşpınarlı Abimiz zaman zaman hem kemanını hem de sözünü (!) konuşturuyor ve Demirer’le adeta tatlı tatlı atışıyor! ‘Sazıyla yol gösteriyor’ derler ya, Namık Abi de kemanı ve nüktedanlığıyla şovda yol gösteriyor…
‘Ata Demirer Gazinosu’, şarkı seçimleri (naçizane bendeniz özellikle ‘Tavukları Pişirmişem’i çok beğendim), taklitleri, esprileri, göndermeleri ve genel atmosferiyle ‘birinci sınıf’ bir gösteri. Lakin tek bir kusuru var; o da gösterinin kendisinden değil, biz seyircileri bu şovu izleme biçiminden kaynaklanıyor. Tamam, gazino görmemiş olabiliriz ama bu işin tadının bir masa etrafında yakın dostlarla oturup, arada da bir-iki tek atarak çıktığının elbette bilincindeyiz. Bu gösteriyi arka arkaya dizili bir nizamda izlemek de güzel ama keşke, dediğim türden bir oturma ve eğlence düzeninde olsaydık, atmosferin tadına daha bir varır, felekten çalınan gece ‘katsayısı’nı biraz daha artırırdık…
Sonuç? Bu şov, bir film değil ama ben yine de bir sinema eleştirmeni klişesiyle son noktayı koyayım: Kesinlikle kaçırmayın!