Sen beni bilgili, çok okumuş bir adam mı sanıyorsun?

– Tabii ki- dedi Zi-gong- öyle değil misin?
-Pek sayılmaz- dedi Konfüçyüs-, ben yalnızca başka her şeyi birbirine bağlayan bir ipi tuttum.” [1]

Manuel Castells’in Enformasyon Çağı üzerine yazdığı üç ciltlik kitap, Konfüçyüs’ün bu sözleriyle başlıyor. Castells bilgi (enformasyon) teknolojilerini merkez alan teknoloji devriminin, toplumun maddi temelini yeniden şekillendirdiğini belirtir ve küresel olarak birbirine bağlı devlet, ekonomi ve toplum üçgeninden söz eder. Bu üçgenin oluşması ise dünyayı saran ağlar sayesinde gerçekleşir. Afrika’da açlıktan ölen çocukları, Suriye’deki savaşı, İran’ın dünyaya açılımını, IŞİD katliamlarını, Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimlerini ağlar sayesinde öğreniriz. Gelişen medya teknolojileri dünyayı küresel bir köy haline getirmiştir. Yani fiziksel sınırlar olmadan insanlar birbirleriyle iletişim kurabilmektedir. İletişimbilimci McLuhan bu toplum modeline Marconi Galaksisi adını verir.[2] Uzağın yakın, yakının uzak olduğu bu küresel köy
tiyatro
metinlerinde de yer almaktadır. Moda Sahnesi’nin Türkçeye ‘Seviyoruz Ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz’ adıyla çevirilen yeni oyununda ‘ağ toplumunun’ eleştirisi yapılmaktadır.

Moda Sahnesi’nin yeni oyunu ‘Seviyoruz Ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz’ dört ana karakter etrafında gelişiyor. Hannah bankacılara nefes eğitimi veren bir terapist, erkek arkadaşı Sebastian ise bütün gününü evde geçiren bir yazardır. Hannah erkek arkadaşıyla ‘Bankacılar için Zen’ kursu vermek üzere Zürih’e gidecektir. Bunun için Zürih’teki bir çiftle evlerini değiştirmeye karar verirler. Ancak bu değişim Sebastian’ın pek hoşuna gitmez. Hannah’ın peşinden farklı şehirlere sürüklenmektedir. Oysa o düzenini bozmak, alışık olduğu seslerden uzaklaşmak istemez.

‘BANKACILARA NEFES KURSU VERMEK SUÇTUR!’
Oyun; Hannah ve Sebastian’ın ev değişimi üzerine yaptıkları konuşmayla başlar ve birbirlerinin yaptıkları işleri sorgularlar. Sebastian zen öğretisinin kılıcı dikkatli ve doğru kullanmaları için başlangıçta keşişler ve samuraylar için düşünüldüğünü, bankacılar için olmadığını söyler ve Hannah’ı suçlar: Toplumumuzun asosyal güçlerinin seni satın almasına izin veriyorsun! Bankacılara nefes kursu bir suçtur, bu gitgide netlik kazanıyor. Hepsinin suçlusu sensin: Dışarıdaki birikim sahibi bütün fakirlerin… Bir şeyden habersiz vergi mükelleflerinin, evlerinin taksitlerini ödeyemeyen borçluların… Bütün kıtaların günahı senin boynuna… Hatta bütün Zen ustalarının… Budizm’i ayaklar altına alıyorsun sen!
Modern yaşamın içinde sıkışıp kalan insanlar nefes egzersizleri, yoga gibi alternatif eğitimlerle bedenlerini, ruhlarını arındırmaya çalışmakta, kendi özlerini aramaya devam etmektedirler. Bu nedenle Hannah karakterinin, kapitalizmin simge mesleklerinden biri olan bankacılara nefes eğitimi veriyor olması önemli bir sistem eleştirisidir.

Hannah ise Sebastian’ın hayatının önsözlerden ibaret olduğundan, para kazanamadığından, bütün gün evde boş boş oturup porno izlediğinden yakınır. İletişim dünyasına ilk gönderme bu bölümde yapılır. Hannah kadınların çocuk yapmak istediğinde erkeklerle online olarak yatağa girmeleri gerektiğini söyler. “Leonardo da Vinci… Karl Marx… İnsanların kardeşliği! Sonra tık… Arada kafayı dağıtmak için… Sana bu miki filmlerin insanlık tarihindeki yerini ve önemini söyleyeyim mi? Siz erkekler karılarınızın yanında şeyinizi bile kaldıramıyorsunuz. Biz kadınlar erkekleri bilgisayarlarıyla yatağa almamız gerektiğini kavrayamazsak insanlığın sonu gelecek! Belki de böyle üçlü? Çocuğu yapmak istediğimizde, yatağa online gireriz artık.”

KATLİAMLARA TIKLIYORUZ
Oyunun diğer karakterleri Roman ve Magdelena çiftidir. Roman veri transfer sistemi üzerine çalışmaktadır. Uzaya fırlatılacak roket, dünyanın farklı bölgelerinin bir ağla bağlanması için onun için hayati önemdedir. Magdelena, Roman’ın işten atıldığını bilmesine rağmen ona bunu söyleyememiş ve eşine destek olmak için onunla birlikte gelmiştir.
Roman karakteri için dünyanın ağlarla birbirine bağlanması hayati önemdeyken Sebastian bunun korkunç bir şey olduğuna inanır. “Biz burada ağ bağlantılı bir şekilde güzel güzel oturup görüntü izlerken dünyada milyonlarca insan geberiyor” diye yakınmaktadır. “Birkaç tuşa basıyoruz, sonra da her şeye tıklıyoruz: katliamlar, halk ayaklanmaları, ölüm kampları.” Sebastian’ın sözünü ettiği görüntüler bir tıkla veya bir televizyon kumandasıyla evlerimizin hatta yatak odalarımızın içine giren seyirlik bir eğlenceye dönüşmüştür. Şiddeti kutsayan savaş görüntülerinin ilkini Körfez Savaşı’yla yaşadık. Fransız toplumbilimci Jean Baudrillard, Körfez Savaşı’nın olmadığını, yaşanmadığını çünkü hepimizin televizyonların karşısında sanal bir savaş izlediğini belirtir. [3] “Savaş bize, televizyonlar üstünden, bütün anlamından soyutlanmış olarak taşınıyordu. Acısı, tozu, dumanı yoktu. İzlenen, eğlencelik bir şeydi.”

‘ARSIZ ROMALILAR GİBİYİZ’
Prof. Dr. Aydın Uğur, 
Kültür Kıtası Atlası kitabında, savaş görüntülerini insanların merakla ve haz duyarak izlediğini söyler ve bunu şöyle açıklamaktadır: “Arenada, savaşan gladyatörlerin güvenliğine sığınarak izleyen arsız Romalılar gibiydik hepimiz. Evlerimizin konforuyla sarmalanıp, sıradan günlerin heyecansızlığını kırmayı vaat eden ekranın karşısına geçtik. İnsani, ahlaki kaygılarımızı askıya aldık. Bize, küçük ürperişler yaşama olanağı sunan o müstehcen canlı yayın lezzetine kendimizi bıraktık.” [4]
Bu şiddet görüntülerinin sarmalında Sebastian insanların bütün enerjisinin bu tıklamaların içinde yok olup gittiğinden yakınır ve Hannah’a şöyle haykırır: “Afrika’daki ya da Amazonlardaki her dünya vatandaşının ağa bağlanma hakkı var tabii, anlıyorum Hannah… Yiyecekleri yok, ama netteler!” Bu durum dünyayı ağlarla donatmaya çalışan kapitalizmin acı gerçeğini gözler önüne sermektedir. Bu yeni düzende toplumsal kimlikler de buna göre düzenlenmektedir. Sebastian ağın dışında kalan bir kimliktir ve durumu şöyle özetlemektedir: Sorun bir şey becerebilmek değil, sadece bağlantı kurmaktır. Eğer netteysen osuruktan bir herif de olsan önemli sanıyorlar!

[1] Manuel Castells, Enformasyon Çağı: Ekonomi, Toplum ve Kültür. Ağ Toplumunun Yükselişi, sayfa 1
[2] Michel Bourse, Halime Yücel, İletişim Bilimlerinin Serüveni, sayfa 107
[3] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=72384
[4] Prof.Dr.Aydın Uğur, Kültür Kıtası Atlası, sayfa 13