Šejla Kameric Bosna Savaşı’nın başladığı yıllarda liseli bir kız ve şu anda işleriyle izleyiciye o günlerdeki duygularını ulaştırıyor. Arasına mesafe koymuyor, ne yukarıdan bakıyor ne sırtını dönüyor çok açık ve nötr bir noktada. Belki bu nedenle Arter’deki ‘Bim Bam Bom Çarpınca Kalp’ başlıklı sergisi, toplumun her kesiminden olağanüstü bir ilgiyle yıkanıyor. Üstelik hiçbir politik görüşün izine de rastlamıyoruz. Yalnızca 16 yaşında bir kızın hisleri ve belki de her şeyi kanıksamamızın ana kaynağı olan şok medyasını kendi diliyle vurduğu için mekanizmayı çok iyi çalıştırıyor. ARTER’de 28 Şubat’a kadar devam edecek olan ‘Bim Bam Bom Çarpınca Kalp’in küratörü Başak Doğa Temür’le bu ilginin hangi stratejilere dayandığını konuştuk.

En merak ettiğim sorulardan bir tanesi serginin Türkiye coğrafyasının içinden geçtiği hassas ve travmatik bir döneme denk gelmesinin bir tesadüf olup olmadığıydı. Temür ise bunun her ne kadar bilinçli bir çalışmanın neticesi gibi görünse de yalnızca bir tesadüften ibaret olduğunu söylüyor. Güncel sanat böyle bir şey işte özünde bugün olan ve tekrar edilen hatalarla çok ilgili. ARTER’in direkt politik bir mesajı hiçbir zaman olmadı ama bir platform oluşturduğu sergiler kendini o noktaya konumlayabiliyor.

SAMİMİYETİ İZLEYİCİLERİN İŞLERLE BAĞ KURMASINI YAKALIYOR
Bize çok yakın bir tarih ve coğrafyada gerçekleşen acı bir olaya bağlanıyor Kameric’in işleri. 1992-1995 tarihlerinde Bosna’da Türkiye’nin o zaman da çok duyarlılık gösterdiği, en yakınındaki Avrupa’dan hiçbir müdahalenin yapılmadığı korkunç bir katliam Bosna Savaşı. İnsanlar da bunu hatırlıyorlar demek ki! Bu ilgi sanatçının Boşnak olması ve işlerin savaşa verdiği referanslarla da bağlantılı olabilir ama temelinde Kameric’in dilinin samimiyeti insanları ürkütmeyen türden ve izleyici işlerle bir bağ kurup anlam yaratabiliyor.

STRATEJİK DİLİ KASTEN KULLANIYOR
Sanatın politik bir propagandaya dönüşebilmesi an meselesidir ancak savaşta babasını, amcasını, sevdiklerini kaybeden bir birey olmasına rağmen sanatçının yanlı bir görüşü savunmayıp salt hislerine odaklanması evrenselliği yakalamasının anahtarı sayılabilir. Dürüst olduğu kadar ironik ve iğneleyici jestleri de kullanıyor; devasa bir Teddy Bear fakat karnında yer alan kurşun izleri, sansürlenen birçok özgürlük yürüyüşüne ev sahipliği yapan İstiklal Caddesi’ne doğru bakan ‘Liberty’ isimli yerleştirme ya da üzerinde yürünemeyen bir kırmızı halı… Kameric’in tasarım okuyup hayatına bir reklam ajansında çalışarak başlaması da doğrudan ulaşabiliyor olmasında etkili. İşlerinde medyanın kullandığı aynı stratejik dili kasten kullanıyor ve yarattığı belli imgeler işlerinin parçası haline geliyor.

BUGÜN YANIBAŞIMIZDA GERÇEKLEŞEN OLAYLAR…
Bu sergi herkesin kendi içinde aciliyetli olarak sorgulaması gereken bir noktaya işaret ediyor ve sergiyi gördüğüm andan itibaren düşündüğüm tek şey bu oldu; bugün yanı başımızda gerçekleşen olayları kitle iletişim araçları vasıtasıyla neyin ve ne kadarının gerçek olduğunu bilmeden imge ve kavramlar üzerinden izliyoruz ve birebir deneyimlemediğimiz için de çabucak unutup hayatlarımıza devam edebiliyoruz. Sergideyse sanatçının savaşla ilgili yaşanmış tüm anı, deneyim ve travmalarını yine kavramsallaştırdığı imgeler üzerinden izliyoruz fakat gerçekliği onaylandığı için hayrete düşüyor. Bu ikilem arasında bir bağlantı kurabilmek epey güç ama cevap bulunduğunda sanatın toplumu dönüştürücü etkisinin kanıtlanacağı kesin olacaktır.
Sejla Kameric’in ‘Bim Bam Bom Çarpınca Kalp’ başlıklı sergisi 28 Şubat’a kadar Arter’de.

FOTOĞRAFLAR: MURAT GERMEN