Ekim 1941. Alman işgali altında Paris. Picasso’nun atölyesine, Nazi partisi kültür ataşesi olan Mlle Fischer adında çok cazip bir kadın gelir. Picasso’dan, üç tane sanat eserinin kendisine ait olduğunu tescil etmesini talep eder. Picasso kabul eder, ama önce bunun sebebini bilmek ister. Mlle Fischer, Alman Nazi şeflerinin onuruna ‘dejenere sanat’ başlıklı bir sergi organize etmek üzere görevlendirildiğini ve sergi sonrası Picasso’nun üç eserinden birinin yakılarak imha edileceğini açıklar. Picasso çaresizdir… Nasyonal sosyalizmin estetiğine aykırı addedilen eserlerini kurtarmak için bu tabloların sahte olduklarını ve hakiki eserlermiş gibi sergilenemeyeceklerini söyler. İşte bu andan itibaren bir kedi-fare oyunu, bir ping-pong maçı gibi seri, gergin ve etkileyici bir diyalog fırtınası başlar…

Oyun başlar ve Mlle Fischer’in ilk cümlesi “İki yabancı Paris’te Fransızca konuşmalı” olur! Mlle Fischer enteresan bir karakter. Nazi partisinden emir almış: Picasso’nun tescil edeceği üç eseri alıp onları imha etmesi lazım, yoksa ölümle cezalandırılacak. Razı gibi dursa da içten içe üç eserden birini alıp diğer ikisini kurtarmak istiyor; çünkü gerçekte o sanatsever bir kadın, özellikle Picasso’nun sanatına hayran; hatta Picasso’nun katalogdaki bütün eserlerini ezbere tanıyor. O, vazifesini düzgün yapmaya mecbur bir emir kulu. Ama yapması gereken iş, kendi fikirlerine tamamen ters. Mlle Fischer, sanatçıların ve eserlerinin yok edilmesine karşı aslında; bu kadın her zaman Nazilerin emrinde yaşamamış ama bunun tam tersini yapması ve Picasso’yu tehdit ederek zorlaması lazım.

Picasso, yıllarca siyasi bir partinin üyesi olmaktan kaçınmış. Rahatı ve şanı ile bir kenarda, felsefi ve politik söylemlerden uzak yaşamayı yeğlemiş. Ancak Nazi işgalinde komünist partiye bir nebze kaymış. Ama tehlike kapısını çalıp sanatını imha etmekle tehdit edince işler değişiyor. Vatanı İspanya’dan sürgüne yollandığında ‘Guernica’yı resmetmişti. Mlle Fischer de bu tabloda, Franco ve Nazi yanlılarını hilekâr gibi gösterdiğini vurgulayıp Picasso’yu köşeye sıkıştırmaya çalışıyor.

Bu piyes, Picasso’nun iç dünyasındaki isyanı ve düşmana karşı açtığı savaşı ortaya çıkarıyor. Sanatın, savaş ortamındaki rolü vurgulanıyor. Öyle görünmese de, aslında, sanat politik bir duruştur. Sanat eserleri, bir apartmanın duvarlarını süslemek için yapılmaz. Sanat eseri bir savaş aracıdır, bir başkaldırıdır.

Sahnede, cehennemî bir söz düellosunda iki karakter karşı karşıya. Kurtulmak için, Picasso her türlü hinliği denemek zorunda, çünkü yalana ve kurnazlığa başvurmaktan başka bir çıkış yolu kalmamış. Hem kendini, hem sanatını, hem de en önemlisi, dünya tarihi bilincini kurtarması lazım. Sahte ya da gerçek o eserler bakir olarak orada, iki karakterin gözleri önünde duruyor. Eserinin yakılmasını önlemek ve Mlle Fischer’in tehditlerinden korunabilmek için vereceği karar hayati.

Picasso ve Mlle Fischer düşman gibi hırlaşsalar da aslında mıknatıs gibi birbirlerini çekiyorlar.

Oyunun sonlarına doğru maskeler düşüyor. Mlle Fischer kendiyle ilgili gerçekleri ifşa ediyor: Sanat eserleriyle ve özellikle Picasso tablolarıyla dolu bir evde büyüdüğünü; ailesinin ve kendisinin sanata çok meraklı olduğunu, özellikle kendisinin bir Picasso aşığı ve hayranı olduğunu, savaş patlayınca Nazilerin evlerindeki bütün sanat eserlerine el koyduğunu dile getiriyor. Picasso üç eserin de imzasız ve sahte olduğunu iddia ediyor. Mlle Fischer, bu eserleri imzalaması için onu zorluyor. Picasso eline kâğıt kalemi alıp Mlle Fischer’in portresini çiziyor ve imzalıyor. Resmi, Mlle Fischer’e uzatırken “İşte bu ispatlanmış gerçek bir Picasso’dur” demeyi de unutmuyor.

Bu davranışıyla Mlle Fischer’i aşağılıyor gibi görünse de aslında kadın sanat eserleri kurtulduğu için mutlu. Picasso’nun bu dümeni, Mlle Fischer’i ikna etti mi? Gerçekte, ikisinden hangisi, büyük dâhinin eserlerini kurtarmış oluyor?

Oyunun prodüktörlüğünü Natalia Lazarus ve Steven Ullman üstlenmiş. Oyun Natalia Lazarus tarafından mükemmel sahnelenmiş. Natalia Lazarus, Nazi kadın rolünde olağanüstü. Güzel ve çekici Natalia, hem baştan çıkaran hem de sadistçe yaklaşan Mlle Fischer’i şahane canlandırıyor. Hem memur kadın hem de kişiliği olan sanatsever kadını çok iyi yorumluyor.

Charles Fathy, Picasso ile fiziksel olarak çok büyük benzerlik göstermese de rolünde çok inandırıcı. Zekâsına güvenen bir dahi, delici bakışlarıyla karşısındakini fethedebilen kurnaz ve nüktedan, kibirli ve asabi Picasso karakterini Charles Fathy dört dörtlük yorumluyor. Charles Fathy, Amerikan film ve dizilerinin sevilen karakterlerinden biri (Transporter, Legends, Teen Wolf gibi).

Elise Bayle çevirisi, dramaturji ve sahneleme kusursuz. Canlı, duygusal ve sinirli bu düelloyu başarıyla götüren iki oyuncunun performansı seyirciyi derinden etkiliyor.

Jeffrey Hatcher’in yazdığı bu tekst, her ne kadar kurgu olsa da sanat tarihi ve Picasso’nun hayatı hakkında çok derin araştırmalar sonucu ortaya çıkmış ve Picasso Foundation tarafından kabul görmüş; sanat ve politika üzerine sanatın sosyal yaşamdaki yerini çok iyi ortaya koyan bir hikâye. Hatcher’in stili bir jilet gibi keskin ve çarpıcı. Yazar, oyunu Sartre’ın üslubundan esinlenerek yazmış. Diyalektik ve karşıtlar ön planda. Hatcher Amerikalı bir oyun yazarı. Yani bir Amerikalının gözünden Picasso diyebiliriz.

Hatcher’e göre Picasso hep sürgüne yollandı: Ailesinden, sosyal sınıfından, İspanya’dan ve resim sanatının klasik anlayışından sürüldü. Evet, Paris onun yaşadığı memleketti ama hiçbir zaman ne tam bir Fransız ne de tam bir Parisli olamadı. O tam bir modern artistti ve dünya vatandaşıydı. Şekiller onun tutkusuydu ve ‘Guernica’yı resmedene kadar da politik hareketlerden uzak durdu.

Sanat eserlerini dejenere görebilen ve imha etmek isteyen Nazi psikopatlığı çok ürkütücü. Oyun dünyada sanatın yerini ama özellikle sanatın etkinliğini sorguluyor. Nitekim Nazi kadın, bir ara Picasso’ya, Guernica tablosunun savaşı ve vahşetleri önleyemediğini söylüyor.

Los Angeles Santa Monica’da, kasım ayında prömiyer yapan oyun Paris’te hem Fransızca hem de İngilizce oynanmakta. Minnacık Nesle Tiyatrosunda seyrettiğim bu keyifli oyun 1 saat 30 dk sürdü.

Fransızca ve İngilizceyi ana dilleri gibi konuşan ve haftanın belirli günlerinde bu oyunu bazen İngilizce, bazen de Fransızca oynayan bu yetenekli iki oyuncu Natalia Lazarus, Charles Fathy ve prodüktör Steven Ullman ile oyun sonrası bir lokantada yemek yedik. Bu sanatçıların tiyatroya bağlılıkları, heyecan ve sahne ateşleri ve profesyonellikleri karşısında saygıyla eğliyorum.

Amerika ve Avrupa’da turneleri devam ediyor.