Cem Karaca ve Moğollar… Müziğimizin iki efsanesi. Yepyeni bir albümle karşımızdalar.   Cem Karaca’nın aramızdan ayrılışından 12. Yılında, Moğollar’la 43 yıl önce gerçekleştirdiği ve bugüne kadar hiç yayımlanmayan kayıt, albüm olarak piyasaya çıkacak. Hürriyet Pazar’dan Gökçe Aytulu’nun yazısı şöyle:

“Merhaba gençler ve her zaman genç kalanlar!”

Cem Karaca’nın sahneden yolladığı bu selam hâlâ kulaklarımızda. Soğuk bir şubat gününde aramızdan ayrıldığından bu yana 12 sene geçti. Ardında birkaç neslin ağzına marş olan unutulmaz şarkılar bıraktı.

Şimdi, ölümünden yıllar sonra Cem Karaca yepyeni bir albümle karşımızda. Kulağa saçma bir cümle gibi gelebilir ama gerçekte olan tam da bu. Olayı anlamak için bandı biraz geriye saralım.

Sene 1973… Cem Karaca ve Moğollar’ın öncülüğünde ‘rock müziği’, Türkiye’de süt dişlerini yeni yeni çıkarıyor. Cem Karaca, Kardaşlar grubunun solistliğini bırakmış ve Moğollar’la çalışmaya başlamış.

31 Ocak’ta Ankara Güneypark Gazinosu’nda sahne alıyorlar. Konserin sunuculuğunu İzzet Öz yapıyor. Konseri canlı dinleyen şanslı azınlık, unutulmaz birkaç saat yaşıyor.

Konserin ardından bütün ekip Monaco Oteli’nin lobisinde oturmuş laflıyor. Hepsinin keyfi yerinde… İzzet Öz “Arkadaşlar bu konserinizi ölümsüzleştirmeniz gerek” diyor. Taner Öngör, hemen bir fikir atıyor ortaya: “O zaman bir stüdyoya girelim ve aynen böyle çalalım.” Cem Karaca, fikri görüyor ve bir artırıyor: “Stüdyoya girelim, şarkı aralarında konuşalım. Hepimize güzel bir anı olsun.” Ve gecenin bir yarısı bütün ekip, kalem kağıt alıp arılar gibi çalışmaya başlıyor.

Cem Karaca konuşmaları hazırlıyor. Şarkı listesi belirleniyor. Sabaha kadar çalışıyorlar. Ertesi gün İzzet Öz, stüdyoyu ayarlıyor. Bir saatlik kayıt hakları var. 2 Şubat’ta stüdyoya girip 6 şarkıyı bir çırpıda kaydediyorlar. Cem Karaca sunumları okuyor. Ve bu kayıt tatlı bir hatıra olarak kalıyor. Ta ki bugüne kadar…

Cem Karaca’nın notlarını, şarkı listesini ve kayıtları yıllarca arşivinde saklayan İzzet Öz, tam 43 yıl sonra 2 Şubat’ta bu kaydı ‘2.2.1973’ ismiyle yayımlayacak. Öz, anlatıyor: “O zamanlar 20’li yaşlardaydık hepimiz. Kaydı yaptık ve hatıra olarak ben sakladım. Cem’i el yazısıyla aldığı notları da… Kayıtlar o zamanki teknolojinin çok üstünde. Yıllar sonra Cem ölmeden evvel ona dinletecektim, nasip olmadı. 8-9 ay önce Cahit Berkay’a dinlettim, inanamadı, çok duygulandı. Şimdi ölüm yıldönümünde Cem’i anmak için böyle bir şey yapıyoruz. Tam 43 yıl sonra yayınlıyoruz bu kayıtları.”

Müzik konusunda en bilgisiz olanımızın bile şöyle bir cümle kurmaya hakkı var: “1970’lerde Türkiye’de yapılan müzik bir başkaymış.” Farklı kafalar, farklı müzikler… Zaten hemen hepsi bu farklılığının cezasını bir şekilde çekti. Kiminin şarkısı yasaklandı, kimi Cem Karaca gibi vatandaşlığını kaybetti. Ama bir gerçek daha var, o müzik hiçbir zaman eskimedi. Nesilleri aşıp hep taptaze kaldı. 43 yıl sonra ortaya çıkan bu tatlı sürpriz, bunun bir kanıtı olsa gerek.

CEM KARACA… MÜZİĞİ KALDI YÂDİGAR

Bir kızı tavlamak için başladı müziğe. Robert Kolej’de okuyordu. Elvis dinlerdi, Rock&Roll’un ayrışıp Rock’ı doğurduğu dönemlerdi. Müzik Batı’ydı onun için. Derken kız gitti, müzik bâki kaldı ona. Askerde bir nöbet sırasında bir türkü dinledi, hayatı değişti. Anadolu müziğiyle böylece tanıştı. Dadaloğlu’nun kırık dökük ilk halini besteledi orada. 1967’de 22 yaşında, Apaşlar grubuyla ilk plağını yaptı.

1967’de 22 yaşında, Apaşlar grubuyla ilk plağını yaptı. 1970’lerde müziğini dönemin Marksist-Leninist çizgisine taşımıştı. “Rock isyandır” derken hem kendisinin hem kitlelerin isyanını anlatıyordu. “Resimdeki Gözyaşları” dedi, “Namus Belası” dedi, “Tamirci Çırağı” dedi.

1979’un 1 Mayıs’ında katıldığı yürüyüşte çekilen megafonlu fotoğrafı yüzünden faturası kesildi. Gazeteler şöyle yazıyordu: “Cem liderliğe oynuyor ama neyin liderliği!” Oysa 1 Mayıs törenlerinde sadece megafonu eline alıp Engels’in “Dünyanın bütün işçileri birleşin” sloganını söylemişti.

1983’te Türkiye’deki mallarına el kondu. 200 yıl hapis cezasıyla yargılandı. Türkiye vatandaşlığını kaybetti.

1987’de yurda dönüş yasağı kalktı. Türkiye’ye dönüşü bir siyasi kampanyaya çevrilmiş, eski arkadaşları tarafından davaya ihanet olarak kabul edilmişti. Kendisine ‘dönek’ diyenler için , “Döndüysem memlekete döndüm, oh be” diye cevap veriyordu.

1992’de ‘Raptiye Rap Rap’, ‘Islak Islak’ gibi şarkılarının bulunduğu ‘Nerede Kalmıştık?’ albümünü çıkardı. Artık TRT’ye bile çıkıyordu.

1997’de Ağır Roman filmiyle, ‘Resimdeki Gözyaşları’ tekrar hit oldu. Bunu ‘Bindik Bir Alamete…’ isimli son albümü izledi.

8 Şubat 2004’te geçirdiği kalp kriziyle aramazından ayrıldı. Güçlü sesiyle kalplerimize kazıdığı şarkılar bâki kaldı bize.
CAHİT BERKAY: BÖYLE Mİ ÇALIYORMUŞUZ’ DEDİM

Müziğimizin başka bir efsane ismi Cahit Berkay, yıllar sonra kayıtları dinlediğinde nasıl duygulandığını anlatıyor: “Ankara’da yazın Gençlik Parkı’nda kışın Güneypark Gazinosu’nda çalardık. Hem Cem Karaca’yla hem Barış Manço’yla konser verdik orada. 1973’te bu kaydı yaptığımız hafızamdan silinmiş. Bunca yıl bu kadar güzel saklanması da mucize. Çünkü bantlar yılar geçtikçe yerçekimine dayanamaz, zarar görür. İzzet, sağlıklı bir şekilde koruyabilmiş. Dinlediğimde çok duygulandım, “Vay be, böyle mi çalıyor muşuz” dedim. Bu olağanüstü bir anı…” Berkay, ‘gerçek bir dost’ olarak andığı Cem Karaca’ya ilişkin bir ansını anlatıyor: “Cem, göründüğünün aksine hiç çatık kaşlı bir adam değildi, çok neşeliydi, hazırcevaptı. Birisi laf atınca karşılığını alırda. Bir akşam Kırklareli’nde konserden dönüyoruz. Otobüse bindik, bir gümrük polisi ‘Cem Bey bizim için de bir şarkı yapsanız’ dedi. Cem, hemen ‘O işlere Ersen bakıyor’ diye cevabı yapıştırdı.”

Peki o zamanları farklı kılan ne? Bu şarkılar nasıl çıktı? Berkay anlatıyor: “Bugün müzik kayıtları yapılırken kimse birbirini görmüyor bile. Herkes bir yerde çalıyor, sonra miksleniyor. O zamanlar kanal kayıtları bile yok. Her şeyi canlı kaydediyoruz. Bir grup evimiz var. Uyku dışında hep beraberiz, albüm için çalışıyoruz. Aranjör de yok. Canlı kayıt olduğu için herkes en iyi şekilde çalmaya çalışırdı.”

İzzet Öz, Ankara’daki efsane konserin sunuculuğunu üstlenmiş. İki gün sonraki kayıt organizasyonu da onun fikri, kayıtları saklamak da…

Ayzer Danga, Mavi Işıklar grubundan Moğollar’a geçtiğinde yıl 1971’di. Dönemin davulcuları arasında fark yaratan bir isim olarak kabul ediliyordu.

Taner Öngür, Moğollar’a 1970’te kaılmıştı.Cem Karaca, Barış Manço, Ersen Dinleten’le birlikte çalıştı. Moğollar’da bazı şarkılara da ses verdi.
Albüm, Cem Karaca’nın sunumuyla başlıyor. ‘Alageyik’ parçasında ‘kambur geleğin güzel bir ceylana ettiğini’ bu sözlerle anlatmış Karaca. Albümdeki şarkılar: Obur Dünya, İhtiyar Oldum, El Çek Tabip, Alageyik Destanı, Edalı Gelin, Deniz Üstü Köpürür.