LEE KONITZ / WALTER LANG – 20 ŞUBAT

90. yaşına yaklaşırken alto saksafonun dev ismi Lee Konitz 20 Şubat’ta CRR’de çalacak. Alto saksafoncu Lee Konitz’in ilk solo albümünün çıkış tarihi 1949, ama daha öncesinde Miles Davis’in Tuba Band’iyle de çalmışlığı var kendisinin. Bir başka deyişle 60 yıla yakın bir zamandır enstrümanına üfleyen bir efsane o. Yaşayan bir efsane..
Bunun yanında “yalnız kurt” yakıştırması da yapılır Lee Konitz’e. Çok dikkat çekmez, kendini göstermek için atak davranmaz. Ama Konitz için caz müzisyeni olmak demek doğaçlama yapmak demektir. Doğaçlama yapmak da risk almayı gerektirir.
1927 Chicago doğumlu müzisyen 11 yaşında klarnet çalarak müziğe adım atmış, ama kısa süre içinde önce tenor, sonra da alto saksafona geçiş yapmıştı. Benny Carter ve Lester Young gibi erken dönem bop saksafoncularından etkilenen Konitz, efsane piyanist Lennie Tristano ve Miles Davis’in ‘Birth Of The Cool’ ekibiyle çalmasının akabinde kendi solo kariyerine başladı. Yükselişe geçtiğinde ise, Charlie Parker’ın baskın şöhretinin uzağında, tamamen kendine has bir tarz geliştirmeyi başardı.
Lee Konitz, hemen her caz müzisyeni gibi farklı müzisyenlerle çaldı, farkı caz türlerinde ses verdi. Gil Evans ve Coleman Hawkins gibi o da gençlerle çalışmaya açık ve ilgili; yeni ve heyecan verici projelerde yer almaya gönüllü bir müzisyen. 2011’de Brad Mehldau, Charlie Haden ve Paul Motian ile Live at Birdland albümünü çıkaran sanatçı, sonraki yıl Greenwich Village’deki Blue Note’da Bill Frisell, Gary Peacock ve Joey Baron ile kapalı gişe konserler verdi. 2014’te ise Dan Tepfer, Michael Janisch ve Jeff Williams ile First Meeting: Live in London’ı kaydetti. New York’taki hala varolan üç ayrı Birdland kulübünde çalmış olan ve yaşayan tek müzisyen o.
Ünlü caz dergisi Downbeat’in eleştirmenleri tarafından ‘son olarak’ 2010’da “yılın alto saksafoncusu” seçilen Konitz’in evinde daha birçok ödülün dizili olduğunu söylemeye bile gerek yok.
Müzik yapmak için sizi harekete geçiren neydi sorusunu şöyle cevaplıyor: “Çok fazla radyo dinliyordum, özellikle de dans gruplarını. Bunun büyük etkisi var. Bir de ağabeyim doğaçlama şarkı söylemeyi severdi ve bu çok hoşuma giderdi. Popüler şarkılar ve Yahudi şarkıları..” Be-bop ve avangart cazın efsane saksafoncusu Lee Konitz 89 yaşında İstanbul’da olacak ve görünen o ki, bizim onu ödüllendirmemiz gerekirken, o bize oğlum dediği Walter Lang ile erken bir 90. yaş hediyesi verecek.

Walter Lang
Almanya’nın modern caz dünyasına armağan ettiği dikkat çekici isimlerden biri olan Walter Lang Amerikalı davulcu Rick Hollander’in dörtlüsünde başladı.Dörtlüyle beraber Amerika,Japonya ve Avrupa kıtasında sayısız konserler veren Walter’in dörtlünün Belçika’da yapılan European Jazz Contest’i kazanmasında rolü büyük oldu.
1998 yılından itibaren kendi solo kariyerine yoğunlaşan Walter, “Walter Lang Trio plays Charles Chaplin” (1999), “Across The Universe” (2002), “Softly as in a morning Sunrise” (2005) “The Sound Of A Rainbow”(2005) gibi pek çok başarılı albüme imza attı.The Sound Of A Rainbow albümü Japon caz dergisi Swing Journal tarafından yılın en iyi ses kaydına sahip albüm seçildi. Ayrıca albüm Japonya’da gerçekten kazanılması zor olan altın plak ödülüne layık görüldü.
Sene 2005 yılına geldiğinde Walter ,cazda yeni tınılar aramak adına arkadaşları basçı Sven Faller ve drum’n bass canavarı Gerwin Einhauser ile birlikte Trio Elf’i kurdu.Grubun soundu ünlü alman prodüktür Matthias Winckelmann’ın hemen dikkatini çekti ve üçlüyü kendi plak şirketi Enja Records’un kanatları altına aldı.Ünlü caz dergisi Downbeat tarafından 2011 yılında avrupa cazının başına Esbjörn Svensson Trio’dan sonra gelmiş en yenilikli üçlü olarak nitelendirildi.Üçlünün Enja Records’tan çıkan Elfland albümüne Brezilyalı efsanevi vokalist Milton Nascimento gruba eşlik etti.
Walter babası olarak tanımladığı Lee Konitz ile 2007 yılında buluşarak kendi kompozisyonlarından oluşan Ashiya adlı albümü kaydetti.Walter’in melankolik tuşesi ve Lee Konitz’in yıllar boyunca altosunun eskimeyen cool tonun uyumu büyük beğeni topladı.Albüm sonrası pek fazla canlı performans vermeyen ikili, 20 Şubatta çok uzun bir ara sonrası Lee Konitz’in onuruna 3. CRR Caz Şubatı’nın açılışını yapmak üzere bir araya gelecek.

TORTOISE/ THE EX feat KEN VANDERMARK, 22 ŞUBAT
22 Şubat’ta CRR sahnesini Chicago’lu ve Amsterdam’lı ‘iyi’ müzisyenler dolduracak: Tortoise, The Ex feat Ken Vandermark özel bir geceyi inşa edecek.
“Post-rock mu yapmak istiyorsunuz? Kolayı var. Kendinize normal bir rock grubu –tercihen Chicago’lu- bulun. Solistlerini öldürün. Ritim aleti olarak ne varsa, en orta yere yerleştirin. Aletini alıkoyup gitaristi kovun. Basçının eline gitarı verin. Ya da gitarın yerine klavyelileri, bakır nefeslileri, hatta ikinci bir bası, hatta ve hatta bir televizyon, vantilatör, herhangi bir beyaz eşya veyahut da kapkacak koyun… Gerisi hayalgücünüze kalmış.” Rock müzik eleştirmeni Stephane Deschamps yarı şaka-yarı ciddi olarak bunları söylüyor post-rock hakkında. Pek de haksız sayılmaz aslında. Post-rock, rock’ın sonrası değil çünkü rock bitmiş değil, ama rock’ın sınırlarını zorladığı da kesin. Ve rock ile post-rock arasındaki kayıp halka, 90’ların başında Louisville’den çıkan Slint topluluğu. Tortoise ise bu türün belki de en büyük ismi. Ve, evet, Chicago’lular.
Bir tutam egzotika, bir tutam caz füzyonu, bir tutam da akademik minimalizm.. Bu yakıştırmayı isteyen, istediği yana çekebilir. Ama bunların karışımından ortaya çıkan müzik, Tortoise’un müzikal coğrafyasını tanımlayacaktır. Yaşlanan rave tutkunları için de, iyi müzisyenler tarafından çalınan, aynı zamanda ritmik ve incelikli bir müzik teklif ediyor Tortoise. Vokal aramayın onlarda, ama post-rock’a yapılan “duygusuz” yakıştırmasını da aramayın. Grubun beyni John McEntire “Sözlere ya da vokale karşı özel bir alerjimiz yok. Ama Tortoise’un ilk zamanlarında, tam manasıyla bir anlaşma sonucu olmasa da, enstrümantal müzik kendini kabul ettirdi,” diye konuşuyor. Tortoise, kafasını kuma gömmemiş müzik dinleyicisi için çok şeyler vaat ediyor.

The Ex feat Ken Vandermark

Amsterdam’lı The Ex topluluğu kesinlikle bir müzik grubundan daha fazlası. Anarşist bir ‘komünite’ onlar ve 40 yıla yakın bir geçmişleri, 20’den fazla albümleri var. Şehrin terk edilmiş mekanlarından (squat’lardan) yola çıktılar, tuttukları yoldan sapmadılar ve dünyanın en özel topluluklarından birine dönüştüler. The Ex ayakta kalmak adına kendisine dayatılanı asla kabul etmedi, söyleneni yapmadı ve hep kendi doğru bildiği yoldan gitti. The Ex’in müzikal ve politik tavrı ve duruşu asla değişmedi. Dünyanın tüm seslerine açık olarak kendi müzik üretti ve bu müziğin tanınması ve hatta ticaretiyle de kendisi uğraştı. Klişe tabirle hep “kuş gibi özgür” oldu; ama herkes bilir ki bu çok zordur.
The Ex, özgür caz ve punk’ı folk temalarıyla karıştıran ve modern zamanların en iyi doğaçlama yapan gruplarından bir tanesi. Daha önce de İstanbul’da çalmış ve tozu dumana katmışlardı. Şimdi bir kez daha sahnelerin tozunu alacak gibi görünüyorlar.
Gecenin bir diğer ‘aykırı’ ismi ise The Ex ile beraber sahne alacak Ken Vandermark. Amerikalı caz bestecisi, saksafoncu ve klarnetçi Vandermark, kariyeri boyunca yüzlerle kayda imza atmış, DKV TRIO, Vandermark 5, School Days, Territory Band gibi topluluklarla kadim dostları Peter Brötzmann, Mats Gustafsson, Kent Kessler ile sahnelerin tozunu dumanına katan Ken, ayrıca Amerikan Caz tarihine yaptığı katkılardan dolayı 1999 yılında MacArthur Fellowship ödülüne layık görülen bir karakter. 2015 yılında The Ex beraber Amerika turnesine katılıp kulakları tahrip eden Ken, Avrupa’da bu proje çerçevesinde ilk kez 3. CRR Caz Şubat’ında sahnede olacak.

ANTHONY STRONG, 23 ŞUBAT

Yetenekli piyanist/şarkıcı Anthony Strong dinleyicisini caza doyuracak. ‘Centilmen’in konseri 23 Şubat’ta CRR’de.
Anthony Strong öncelikle bir besteci, piyanist ve şarkıcı, sonrasında ise ‘İngiliz centilmeni.’ Onu tanıyanlar, bu yakıştırmayı yadırgamayacaklardır. Onu piyanosunun başında, jilet gibi takımının içinde ışıldarken görenler, onun enerjisiyle dinleyicisini etkileyen ve aynı zamanda eğlendiren bir centilmen olduğunu anlayacaklardır.
1984 Croydon doğumlu Anthony Strong’un piyano çalışında ‘swing’ var, vokali ise oldukça ‘havalı’. İlk albümü Guaranteed!’i 2009’da çıkaran Strong kısa sürede dikkatleri üzerinde toplamıştı. 2011’de Friday Night Is Music Night programına ünlü Shakespeare oyuncularıyla birlikte çıkan müzisyen giderek daha fazla görünürlük kazandı. 2012’de Laughing in Rhythm albümü çıktı, ki burada Yardıma Muhtaç Çocuklar adına Jessica Hynes ile düet yapıyordu. Turne 25 Avrupa şehrine uzandı ve Anthony Strong, efsane blues gitaristi B.B. King ile Paris’te 12 defa sahne aldı.
2013 Ocak’ında Parisli ünlü plak şirketi Naive Records, Anthony Strong ile anlaşma yaptığını duyurdu ve aynı yıl Stepping Out albümü piyasaya çıktı. Albüm Almanya’nın Amazon Caz ve ABD’nin iTunes listesinde ‘1’ numaraya yükseldi. Bu başarı Strong’un “yeni, büyük yetenek” olarak lanse edilmesine neden oldu. Giderek büyüyen turneleri dört kıtada 26 ülkeye kadar uzandı ve Strong’a ün kazandırdı.
Genç piyanistin 2015’te çıkan son albümün ismi On a Clear Day. Bu yeni albüm aslında ‘eski tarz’ ama asla eskimeyecek olan bestelerden oluşuyor. Caz standartlarından klasiklere, Stevie Wonder’ın erken dönemlerinden Motown hitlerine, Strong’un kişisel beğenilerinin bir seçkisi.. Ama nasıl yorumlandığına gelecek olursak, ‘eski’ sözcüğünü cümle içinde kullanmak mümkün değil. On a Clear Day, son derece taze, enerji yüklü ve pozitif dokunuşlarla dolu.
İngiltere’nin üç büyük müzik okulunda başlayan kariyerinde Anthony Strong önce klasik müzik eğitimi görmüş, sonra caz piyanosuna dönmüş. Oscar Peterson ve Bill Evans takıntısının yanına Frank Sinatra, Mel Torme ve Nat King Cole da eklenince, biraz da doğal olarak piyanosunun yanına sesini de eklemiş.. Ama eğitiminin yanında, 9 ay boyunca Jerry Lee Lewis’in bir müzikalinde ‘dublörlük’ etmesi onun bugün bulunduğu noktaya, sahneye ve seyircisine mutlak hakimiyet düzeyine taşımış durumda.