İFTARLIK GAZOZ (Not: 3/5)
Yönetmen: Yüksel Aksu
Oyuncular: Cem Yılmaz, Berat Efe Parlar, Ümmü Putgül, Yılmaz Bayraktar, Okan Avcı, Macit Koper
Yapım: 2016, Türkiye

Ah o güzel günler… Ah o masumiyet özlemi… Şimdiden bakıldığında bir daha geri gelmeyeceğine inandığımız o uzak geçmiş, bazen her dem taze durduğu yerden, hatıralarımızdan inip bir filmin görüntüleri arasına karışıyor ve adeta ‘kayıp bir cennet’in ifadesine dönüşüyor. Haftanın yenileri arasında yer alan Yüksel Aksu imzalı ‘İftarlık Gazoz’, bahsettiğim tatlarla bezenmiş bir film.

Önce kısaca öykü: 70’li yıllar… Ege’deki bir kıyı kasabasında başarılı bir öğrenci olan ve karnesini ‘takdir’le süsleyen Âdem, yaz tatilinde gazozcu Cibar Kemal’in yanında çırak olarak çalışmaya başlar. Kemal Usta ve Âdem, kasabanın merkezinde, ara sokaklarında, plajda gazoz satarken ortaya son derece uyumlu bir ikili çıkar. Öte yandan ‘11 ayın sultanı’ kapıyı çalmıştır, artık bütün kasabanın gündeminde ramazan ve onun kendine özgü ritüelleri vardır…
Aksu, senaryosunu da kendisinin kaleme aldığı ‘İftarlık Gazoz’da öyküsünün ana yatağını ‘Amarcord’dan ‘Cennet Sineması’na, oradan da ‘Vizontele’le ve tabii ki ‘Dondurmam Gaymak’a da uzanan bir güzergâhın üzerine kuruyor. Filmin ilk bölümü, yer yer nostaljik tatlara göz kırparken dönemin tarifi ve simgeleri (özellikle de şarkıları) üzerinde dolaşıyor. İkinci bölümde film hafiften tekrarlara yenik düşmeye başlıyor; finalde ise bir anlamda kulvarını değiştiriyor ve son sözünü, sakınmadan, hüzünlü ve çarpıcı bir şekilde söyleyerek noktasını koyuyor.

‘İftarlık Gazoz’u farklı yerlerden okumak mümkün… Bir kere tarif edilen “Uzak zaman Türkiye’si”nde inanç bir ritüel, bir gereklilik olarak var. Lakin hayatın bütün alanlarına nüfuz etmemiş durumda. Yani günümüz diliyle söylersek, ‘Siyasal İslam’ henüz ortada yok. Peşi sıra ‘kutuplaşma’ da yok. Menderes posterini asmış ‘patron’ babayla (‘Şevket Ağa’), babasının işçilerini bilinçlendirmeye çalışan solcu oğul (Hasan) aynı iklimde, elbette zaman zaman çatışıyorlar ama ortada günümüzdekine benzer bir nefret, ‘öteki’leştirme yok. Onlar zaten baba-oğul, ama genel manzarada da benzer ruh durumunu bulmak mümkün. Sadece Hasan’ı daha uçta bulanlar var, nitekim bu durumu ‘Ecevit’çi ‘Cibar Kemal’, Âdem’i Halkevi’ndeki solcu gençlerin yanından alırken açık bir şekilde telaffuz ediyor.

Her şeyin başı ‘dürüstlük’

Filme dair okumaların yapılacağı bir başka nokta ise minik Âdem’in ‘solcu abisi’ Hasan’ın öğütleri, aktardıklarıyla kasabanın imamının dine, vicdana, ahlaka ait uyarıları arasında gidip gelen ve de bu parantezler eşliğinde şekillenen kişiliği. Aslında ikisinin dikkat çektiği ve tarif ettiği yerler, ‘dürüstlük’ üzerinden tanımlanıyor. Film, bu iki uç gibi görünen noktadan ya da duruştan, ‘şimdiki Türkiye’nin ahval ve şeraitine dair bir kıyas düzlemine soyunuyor. Öyle ki öykünün kendi seyri içinde orucu bozup 61 gün kefaretini ödemekten korkan küçük bir yürek büyüyor ve vakti zamanı gelince, ‘12 Eylül Diktası’na karşı ölüm oruçlarıyla ayakta durmaya çalışan bir kişiliğe dönüşüyor.
‘İftarlık Gazoz’ sonuç itibariyle bir ‘Cennetten kovulma’ hikâyesi aynı zamanda. Evet, o masumiyetimizi ifade eden uzak geçmiş umutların, güzelliklerin yeşerdiği bir yerdi ama faşizm bu, uyanmak istenmeyen rüyaya da son vermesini biliyordu. Bu haliyle de film, “Tamam, geçmiş güzeldi ama ‘aport’ta bekleyen acı ve kötülük, tarihin her döneminde olduğu gibi o zamanlarda da vardı” demeye getiriyor (böyle bir konjonktürde de ‘İftarlık Gazoz’, ‘Babam ve Oğlum’la da akraba oluyor).

Cem Yılmaz gayet ölçülü, takım içi yıldız!

Performanslara gelince: Cem Yılmaz, ‘Cibar Kemal Usta’da gayet ölçülü biçili, takım içi bir yıldız hüviyetinde oynuyor. Âdem rolündeki minik yetenek Berat Efe Parlar’la çok iyi ve de dengeli bir ikili olmuşlar. Parlar’a gelince hem tek hem de karşılıklı sahnelerde çok başarılı. Âdem’in hayat karşısındaki ürkekliği kadar öğrenme çabasını ve direnci etkileyici bir şekilde yansıtmış. Solcu genç Hasan’da Yılmaz Bayraktar, Âdem’in annesi Gülizar’da Ümmü Putgül’ün, babası Osman’da Okan Avcı, imamda da Macit Koper, kadronun, başarılı performanslarıyla dikkat çeken diğer oyuncuları.
‘İftarlık Gazoz’ belli ölçülerde naif bir film. Bunun nedeni de, o dönemlere ilişkin tahayyülümüzdeki tablonun, imajların ve yaşanmışlıkların ifadesi olsa gerek. Cem Yılmaz adına da ‘Bu kez ağlatıyor’ ifadesini hak ediyor.
Son olarak filmde görebildiğim tek ‘maddi hata’nın (!) altını çizeyim: Dünya Kupası 74’ün Batı Almanya-Hollanda arasındaki final maçı gündüz (Türkiye saatiyle 15.00’de) oynanmıştı. Yüksel Aksu, bu itirazıma basın toplantısında “Ben senin kuşağın için değil, gençler için çektim bu filmi” cevabını verdi ama lütfen, gençleri futbol üzerinden böyle kandırmayalım! Aksu espri yaptı elbette, ben de diyorum ki; o kadar maddi hata da olsun varsın!