Doğada ve özgür olmayı; doğayla derin bir iletişim kurmayı öneren bu felsefe kendilerini doğasever olarak tanımlayan İskandinav insanlarının kültürlerini de epey etkilemiş görünüyor. Geri dönüşüm konusunda hassas ve karbon salınımını azaltmada kararlı İskandinav ülkelerinin doğaya bakışı sadece verimlilik ve sürdürülebilirlik odaklı değil, aynı zamanda felsefi bir boyutu da var.

Bu felsefeyi örnekleyen en ayrıksı mimari tipolojilerden bir tanesi, İskandinav ülkelerinde, genellikle dağ başlarına veya göl kenarlarına inşa edilen ahşap kulübeler. “Friluftsliv” geleneğinin devamı olarak kabul edilebilecek bu kulübeler pek çok kişi tarafından doğayla baş başa kalmak için tercih ediliyor. Sadece temel ihtiyaçları karşılayacak tek bir hacimden ibaret kulübeler, zengin tatil evleri olmaktan çok uzak, temelde doğayı deneyimlemeye odaklanan kullanıcılara kısa süreli bir sığınak sağlıyor.

İşte Danimarka’nın Funen Adası’nın güneyinde yer alan takımadalarda inşa edilen kulübelerde bu geleneği devam ettiren pek çoklarının arasında anılabilir. LUMO Architects tarafından tasarlanmış toplam 50 kabin, seçilen 19 bölgede uygulanmış. Farklı boyutlarda ve işlevlerde üretilen kabinlerin bazılarında sauna bazılarında ise gözlem açıklıkları yapılmış. İki kişilikten yedi kişiliğe kadar değişen boyutlarda inşa edilmiş kabinlerin en küçükleri ise tuvalet olarak kullanılıyor.

Tamamen ahşaptan üretilen kulübeler, içeride sıcak bir atmosfer sağlarken bir yandan da açıklıklarıyla doğaya ve gökyüzüne bir bakış sağlıyorlar.  Bazen ticarileşse ve turistik hale gelse bile, “friluftsliv” Kuzey Avrupa ülkelerine özgü ve hala farklı şekilde uygulanmaya devam eden bir gelenek.