Shakespaere’in ünlü oyunu “Hamlet”te, oyunla özdeşleşmiş bir imge olan Yorick’in kafatası, gerçekte oyunda yer almayan bir karakteri, soytarı Yorick’i, neredeyse bütün fiziksel varlığıyla sahnede yeniden bedenlendiren bir “hatırlama” nesnesi olarak kullanılır. Yorick’in kafatası, oyunu izleyenlere ölüm ve yaşamı düşündürür. Hamlet’in ünlü tiradı “Bu kafanın bir dili vardı içinde, türkü söylerdi bir zamanlar…” diye başlarken, aslında ölümün susturduğu bir yaşamın silik hatırası tiyatro sahnesine taşınmış olur. Shakespeare, Yorick’in kafatası ile, sahnesini bir “hatırlama” mekanına dönüştürür.

GalataPerform’un ilk kez 2013 yılından sahnelediği ve büyük ilgi gören oyunu “İz”de de, yazar, yönetmen ve oyuncular tiyatro sahnesini toplumsal belleğin canlandırıldığı bir hatırlama mekanına dönüştürüyor. 1950’ler, 1980’ler ve 2000’lerde geçen ve birbiriyle kesişen üç farklı öykünün sahnelendiği oyunda, farklı zamanların ve farklı kimliklerin ötekileştirilmiş bireyleri bir araya geliyor ve Tarlabaşı’nda bir evde bıraktıkları “izler” aracılığıyla kendilerini günümüz tiyatro izleyicisine hatırlatıyorlar.

Oyun, 1950’lerde, 6-7 Eylül olaylarında Tarlabaşı’ndaki evlerinden ayrılmak zorunda kalan Rum kızkardeşler Markiz ve Eleni’nin evinde geçer. Markiz ve Eleni’nin evleri, 1980’lerde ve 2000’lerde orada yaşayan başka karakterlerin öyküleri için de ortak bir sahne olur. Oyun, 2000’lerde Sevengül adlı bir seks işçici travestinin diyaloğu ile başlar. Sevengül’ün Kürt sevgilisi Rizgar ile ilişkisi, 1980’lerde 12 Eylül darbesi sırasındaki olaylardan kaçan solcu Ahmet’in serüveni ve Markiz ile Eleni’nin trajedisinden izler taşıyan bu ev, bu üç farklı yaşantının tiyatro sahnesine dönüştürülür.

Tarlabaşı’nın tarih boyunca çokkültürlü olmuş atmosferi içinde bir araya getirilen bu karakterler, kendi dönemlerinde yaşadıkları trajik olayları üç paralel kurguda üst üste bindirerek yenilikçi bir tiyatro dili ile izleyiciye aktarıyor. Karakterleri birleştiren ana unsur ise, hepsinin farklı nedenlerle ötekileştirilmiş olmalarıdır. Cinselliği nedeniyle toplumdan dışlanan travesti Sevengül, hayata ve topluma tutunamamış Kürt sevgilisi Rizgar, 12 Eylül darbesinin yıkımından kaçmaya çalışan solcu Ahmet karakteri ve 6-7 Eylül olayları sırasında Rum oldukları için evlerini terk etmek zorunda kalan Markiz ve Eleni kardeşler. Bu ötekileştirilmiş karakterlerin her biri, farklı zamanlarda kullandıkları evde bir iz bırakmışlardır. Bu izlerin her biri ve üst üste binen öyküleri, toplumsal belleği tiyatro sahnesinde dillendirmektedir.

“İz” teknik açıdan da yenilikçi bir oyun. Sahnenin üzerindeki iki televizyon ekranından, oyun sırasında evin arka odalarında devam eden olaylar, alttaki ana sahnenin eşzamanlı bir uzantısına dönüştürülmüş. Bu şekilde, sinematografik bir drama dili oluşturulurken, çok sahneli bir tiyatro oluşturulmuş. Arka odalara yerleştirilen kameralar, video-art tekniğini andıran bir düzenekle, izleyiciye çoklu bir bakış açısı sunuyor. Markiz ve Eleni kardeşler yemek masasında konuşurlarken, televizyon ekranında, arka taraftaki yatak odasında Sevengül ve Rizgar izlenebiliyor. Birbiriyle eşzamanlı bir biçimde gelişen üç kurgu ve anlatı, sahnede de içiçe geçmiş “iz”lerde olduğu gibi, girift ve çok katmanlı bir öykü ortaya koyuyor.

Rum kızkardeşler Markiz ve Eleni’nin anneleri, sahnede hiç görülmese de, oyunda varlığını derinden hissettiriyor. Aslında epizotların arasında karakterlerin kullandığı mekana girip Meryem Ana heykelinin yerini değiştirip durması, oyunda yer almasa da bu anne karakterini bir anlamda bu üç öyküyü birleştiren bir bağa dönüştürüyor. Markiz ve Eleni’nin, 6-7 Eylül olaylarının telaşında evleriyle birlikte annelerini de terk etmeleri, “İz”in belki de en trajik unsurlarından birini oluşturuyor. Fakat evin ve annenin terk edilmesi ile somutlaşan bu trajik unsur, görülmeyen anne karakterinin evin Karadenizli yeni sahibi ve ailesi ile birlikte yaşamaya devam etmesi ile, toplumsal olayları, bireysel yaşantıların boyutuna taşıyor. Rum anne karakterinin, evine yerleşen tanımadığı Türk aile yanında yaşamaya devam etmesi, kitlelerin heyezan dolu nefretinin ve ötekileştirme pratiklerinin, bireysel ilişki düzeyinde, her şeye karşın bir birlikte yaşama deneyimine dönüşebileceğinin umudu olarak da okunabilir.

Üç farklı dönemi ve 60 yıllık bir zaman dilimini konu edinen “İz”, Ahmet Sami Özbudak tarafından yazıldı. Özbudak, yazdığı bu oyunla 2014 Afife Ödülleri kapsamında Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’ne layık görüldü ve Almanya’nın Heidelberg Stückemarkt Festivali’nde “Avrupa’nın En Genç En İyi Oyun Yazarı” ödülünü aldı. Yönetmenliğini Yeşim Özsoy’un yaptığı oyun, Afife Ödülleri kapsamında, en iyi yönetmenlik, en iyi sahne tasarımı, en iyi yardımcı kadın oyuncu, en iyi yapım dallarında da aday oldu. Okan Urun, Burak Safa Çalış, Batur Belirdi, Bertan Dirikolu, Yeşim Özsoy, Ceren Demirel ve Görkem Doğan tarafından oynanan oyun ilk kez 2013’te sahnelendiğinde büyük ilgi görmüştü. GalataPerform, yoğun istek üzerine oyunu 2016 sezonunda yeniden sahneliyor. Oyun, birlikte yaşamayı bize yeniden hatırlatacak “iz”lerle, izlenmeyi sonuna kadar hakediyor.
‘İz’, 16, 18, 25, 30 Ocak ve 1 Şubat’ta 20.30, 17 ve 31 Ocak’ta ise saat 18.00’de GalataPerform’da izlenebilir. Biletler tam 50 TL, öğrenci 30 TL. Rezervasyon: 0530 260 25 24