Nâzım Hikmet’in on yıl boyunca “mapushane”den Kemal Tahir’e yolladığı mektuplar, İthaki Yayınları’ndan çıktı. Yayınevi ayrıca Kemal Tahir’in 1937’de Karikatür Dergisi’nde yayımladığı tefrika romanı Aşk Çetesi’ni de okurla buluşturdu.

İthaki’den çıkanlar arasında, Alfred Bester’in Yıkıma Giden Adam, Galip Dursun’un Pusova, Ransom Riggs’in Gölge Şehir ve Ray Bradbury’nin Güneşin Altın Elmaları romanları ile Carl Schmitt’in Kanunilik ve Meşruiyet, Sigmund Freud’un Günlük Yaşamın Psikopatolojisi ve Zeynep Ünal ile Koray Sağlam’un iki ciltlik Bir Filmin Serüveni derlemesini de var.

Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar

Nâzım Hikmet’in on yıl boyunca “mapushane”den Kemal Tahir’e yolladığı mektuplar, hem bu iki önemli ismin kişiliklerine, sanat ve dünya görüşlerine, hem de hummalı bir döneme tanıklık etmeyi sağlıyor. Bugün gözden düşen mektubun zamana yenik düşmediğini görmek de cabası.

Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar yeni okurlarını bekliyor…

“Mektupları okurken -hele genç kuşaklar- şu noktaları göz önünde tutmalıdır: Bunlar, bir mahpushaneden bir başka mahpushaneye gönderildi. Yazıldıkları sıra, içerde, tek parti idaresi, dışarda, tarihin örneğini görmediği kanlı bir dünya savaşı, var kıyıcılığıyla sürüyordu.
Nazım Hikmet bu iç ve dış şartların maddi-manevi baskıları altında, şair olarak, herhangi bir insandan kat kat fazla bunalmıştı. Bu bunalımı, ancak devrimci dahi sanatçılarda rastlanan insanüstü bir güçle umut ve iyimserlik çizgisinde yiğitçe tutmayı başarmakla kalmamış, korkunç mahpushane şartlarından, yararlanarak Anadolu Türkçesi’nin sağlam temellerini, yani Anadolu insanının tarihsel-sosyal gerçeğini de bulmuştur. ” Kemal Tahir

Aşk Çetesi

Kemal Tahir’in 1937’de Karikatür Dergisi’nde yayımladığı tefrika romanı Aşk Çetesi’nin alt başlığı “Neşeli İnsanlara Mahsus Aşk Romanı”. Geleceğin usta romancısının erken tarihli bir kalem denemesi niteliğindeki Aşk Çetesi, Kemal Tahir’in mizahi öğeleri ne kadar başarılı bir şekilde kullandığını da bir kez daha göstermekte.

“Açtı, ama nasıl? Domuzuna.
Açlık, geveze bir arkadaştır. Aç adam dehşetli düşünür. Dehşetli karar verir. Fakat canına tak demeyince, bir şeyler beceremez.”

Yıkıma Giden Adam

Tarihteki ilk Hugo Ödülü’nün kazananı.

24. yüzyılda, evrenin en güçlü adamlarından biri olan Ben Reich, yetmiş yıldır adı bile duyulmamış bir suç işlemeye karar verir: Cinayet. Esper adı verilen zihin okuyucuların, daha düşünce halindeyken suçları engellediği bu dünyada, Reich’ın amacına ulaşması neredeyse imkânsızdı.

Hükümdarlık adındaki şirketinin, rakip şirket D’Courtney’le girdiği mücadeleyi büyük ölçüde kaybetmesinin ardından başka bir çaresi kalmadığını düşünen Reich, bir yandan da kâbuslarında asıl korkusu Yüzü Olmayan Adam’la uğraşıyordu.

Tüm bunlara rağmen Ben Reich pes etmemeye kararlıydı. Aklında yıkımla, Yıkım’a hazırlandığının farkında değildi.

Yıkıma Giden Adam, galaksinin içimizdeki megalomana verdiği çarpıcı bir yanıt.

Her biri, uzay ve zamanda eşsiz olduğuna dair mağrur sanrılarla gelişen, sonu gelmeyen dünyalar ve kültürler var. Aynı megalomanlıktan muzdarip sayısız insan geldi bu hayata; kendisinin eşsiz, yeri doldurulamaz, benzersiz olduğunu düşünen. Daha da gelecek böyle insanlar… sonsuza kadar. Bu da böylesi bir zamanın ve böylesi bir adamın hikâyesi… bu, Yıkıma Giden Adam’ın hikâyesi.
Harry Harrison’ın sunumuyla

“Tüm zamanların en iyi bilimkurgu klasiklerinden biri.” -Isaac Asimov

“Bester’in iki muazzam kitabı zamanının ötesine geçmeyi başardı. Yaklaşık altmış senedir herkesin en iyi on bilimkurgu kitabı listesindeki yerlerini korudular.” -Robert Silverberg

“Benim Bester’e duyduğum hayranlığı, aynı heyecanla paylaşmayan bir bilimkurgu yazarıyla henüz karşılaşmadım.” -William Gibson
“Alfred Bester dörtlülerini yakıp ayağını gazdan hiç çekmeden yazmış romanını. Derinlik ile eşi benzeri görülmemiş bir hayalgücünün birleşimi. William Gibson okulda arkadaşlarıyla oyuncak ışın tabancasıyla oynarken, Bester siberpunk yazmakla meşguldü.” -James Lovegrove

Pusova

Anadolu Korku Öyküleri derlemelerinden ve sadık bir takipçi kitlesine sahip olan Gerisi Hikaye başlıklı çevrimiçi radyo programından tanıdığımız Galip Dursun, Pusova’daki öyküleriyle medeniyet artıklarının, kıyametten kalma varoşların, intikam meleklerinin, şehirli ve taşralı dehşetlerin hesabını tutuyor.

Yeraltı ile korkunun, bilimkurgu ile şehir fantazyasının sürekli temas halinde olduğu bu öyküler, hem yakın ve tanıdık hem de uzak ve bilinmeyen bir kuşağa, alacakaranlık kuşağına davet ediyor bizi; Pusova’ya göz ucuyla bakmak, modern dünyanın düğümünü bozmak için…

Kanunilik ve Meşruiyet

Hukuk ve siyaset kuramı alanlarında 20. yüzyılın en önde gelen isimlerinden biri olan Carl Schmitt’in elinizdeki kitabı 1932 tarihli olmakla birlikte, “başkanlık sistemi” tartışmalarının gündemden düşmediği günümüzde de olağanüstü önemini koruyor.

“Sonrasında hakikat intikamını alacaktır” cümlesiyle biten Kanunilik ve Meşruiyet’i dilimize Mehmet Cemil Ozansü çevirdi. Ozansü’nün, metni hem tarihsel bağlamı hem de içeriğiyle değerlendiren doyurucu sunuş yazısının da okurların ilgisini çekeceğini düşünüyoruz.

“Kanunilik ve Meşruiyet’in temel eleştirel pozisyonu, kanun kavramı ve bunun 19. yüzyıl içinden 20. yüzyıla sarkan dejenerasyonudur. Metinden de anlaşılacağı üzere Schmitt… kanunu kendi tarihsel hareketi içinde anlamlandırmaya çalışır.”

Güneşin Altın Elmaları

“Her yerde yaşamın tersliğinin, garipliğinin ve hüznünün şarkılarını haykıran ağızlar. Her yerde gölgeler ve insanlar, her yerde insanlar ve gölgeler…”

Ray Bradbury, Güneşin Altın Elmaları’nda sıradan yaşamın tuhaf, gizemli ve büyülü yanlarını, bilimkurgu ve fantastik kurgunun sınırlarıyla oynayarak anlatıyor. Aile, iktidar, hayal gücü, yalnızlık ve uygarlık gibi temaları kendine has dili ve üslubuyla işleyen Bradbury’nin öyküleri, insanlık tarihinin dramatik bir özetine dönüşüyor adeta.
Dün, bugün ve yarın… Dünya, Ay ve Güneş… Yakındakiler, uzaktakiler ve var olmayanlar… Bradbury’nin kaleminde mesafeler giderek kısalıyor. Gölgeler ise uzuyor.
Mehmet Moralı’nın Türkçeye çevirdiği bu geniş kapsamlı öykü derlemesinde, Güneşin Altın Elmaları’nın yanında, yazarın ünlü Roketin R’si başlıklı kitabındaki öyküleri de bulacaksınız.

Bir Filmin Serüveni

Elinizdeki bu kitap, Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nin 2010’dan bu yana gerçekleştirdiği atölye çalışmalarından oluşuyor. Merkez’in sinema salonunda, iki saatlik derslerden oluşan atölye çalışmalarının amacı; sinemanın farklı alanlarında profesyonel olarak çalışan kişilerin dahil oldukları meslek guruplarının sinemamızda neyi ifade ettiği konusunda bir farkındalık yaratmak ve öğrencileri bu dallarla tanıştırmaktı.

Kitabın hazırlık çalışmaları iki yıl kadar sürdü. Dersler önce tek tek deşifre edildi, editörlerimizin elinden geçtikten sonra ders sahiplerine gönderildi. Kitaptaki derslerin sahipleri ise bu metinlere son hallerini verdi.

Kitapta on üç başlık altında yirmi yedi sinemacının derslerini okuyacaksınız. Onlara Merkez’e gelip mesleklerinin inceliklerini öğrencilerle paylaştıkları ve bu kitabı var ettikleri için minnetlerimizi sunmak isteriz.

Nadide Argun, Fatih Aydoğdu, Esra Cora, Feza Çaldıran, Feride Çiçekoğlu, Ayhan Ergürsel, Orhan Eskiköy, Burhan Gün, Uğur İçbak, Çiçek Kahraman, Cem Kısmet, Kenan Korkmaz, Cenker Kökten, Yaşar Kurtoğlu, Necip Memili, Yamaç Okur, Zeynep Özbatur, Tayfun Pirselimoğlu, Umut Şenyol, Seyfi Teoman, Selen Uçer, Özcan Vardar, Natali Yeres, Bennu Yıldırımlar, Serdar Yılmaz, Doğu Yücel, Fırat Yücel, Derviş Zaim

Günlük Yaşamın Psikopatolojisi

Yayımlanışının üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, Günlük Yaşamın Psikopatolojisi hâlâ Freud’un en çok okunan metinlerinden biri. “Özel Adların Unutulması”, “Dil Sürçmeleri”, “Yanlış Okumalar ve Kalem Sürçmeleri”, “İzlenimlerin ve Tasarıların Unutulması” gibi konu başlıkları bu ilginin nedenini açıklıyor. Çarpıcı anekdotlar ve olgularla dolu olan Günlük Yaşamın Psikopatolojisi, aynı zamanda Freud’u okumaya başlamak için en elverişli metinlerden biri.

“Yaratıcı dâhi yazarların, zihinsel süreçler hakkında bölük pörçük içgörüleri olmuştur ama Freud’dan önce hiçbir sistematik araştırma yöntemi bulunmamaktadır. Onun bu aracı mükemmelleştirmesi yavaş yavaş olmuştur, çünkü böyle bir araştırmanın önündeki güçlükler de yavaş yavaş ortaya çıkmıştır.” James Strachey

Gölge Şehir

Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları’nın Macerası Gölge Şehir’de Devam Ediyor!

3 Eylül 1940.
On tuhaf çocuk, ölümcül canavarlardan oluşan bir ordudan kaçıyor. Ve onlara yardım edebilecek tek kişi var, o da bir kuşun bedenine hapsolmuş durumda.

Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları’nda başlayan olağanüstü yolculuk, Jacob Portman ve arkadaşlarının, dünyanın tuhaf başkenti olan Londra’ya yaptıkları yolculukla devam ediyor. Orada, müdireleri Bayan Peregrine’e yardım etmenin bir yolunu arayan tuhaf çocukları, savaş yüzünden yaralanmış bu şehrin karanlık köşelerinde korkutucu sürprizler bekliyor.

Serinin ikinci kitabı Gölge Şehir de merak uyandıran eski fotoğraflarla heyecan verici bir hikâyeyi bir araya getiren, eşsiz bir kitap.
Gölge Şehir’e yapılacak bu yolculukta siz de yerinizi ayırın!

“Gergin, duygusal ve tuhaf mı tuhaf. Fotoğraflar ve metin birbirini tamamlayarak unutulmaz bir hikâye yaratıyor.” -John Green, Aynı Yıldızın Altında’nın çoksatan yazarı

“Tuhafın tadını almışları heyecanlandıracak bir macera…” -Kirkus Reviews

“İlk kitabın hayranları, bu kitabın içindeki ganimetlere bayılacak.” -School Library Journal

“Güçlü bir devam kitabı, ilki kadar sürükleyici ve bağımlılık yaratıcı.” -Hypable