SPOTLIGHT (Not: 4.5/5)
Yönetmen: Tom McCarthy
Oyuncular: Mark Ruffalo, Michael Keaton, Rachel McAdams, Brian d’Arcy James, Liev Schreiber, Stanley Tucci, John Slattery, Jamey Sheridan
Yapım: 2015, ABD
Süre: 128 dakika

İki hafta önce vizyona giren, Şilili yönetmen Pablo Larrain imzalı ‘El Club’, geçmişte işledikleri suçlar nedeniyle kilise tarafından küçük bir sahil yöresine sürülen ve kendilerine tahsis edilen evde, zorunlu olarak inzivaya çekilen bir grup rahibin öyküsünü anlatıyordu. Söz konusu din adamlarının suçu erkek çocuklarına yönelik cinsel tacizdi. Bu haftanın mönüsünde yer alan ‘Spotlight’ ise aynı suçun Amerika’daki uzantılarında dolaşıyor.
Yani bir nevi iki film birbirlerini tamamlıyorlar. Biri kamerasını suçluların dünyalarına ve psikolojilerine uzatıyordu, diğeri ise bu türden suçların sistem tarafından nasıl örtbas edilmeye çalışıldığını ve gerçeğin ortaya çıkarılmasını isteyen gazetecilerin bu uğurdaki çabalarını aktarıyor.
Böylesi bir dağılımda ‘Spotlight’ genel çizgileri itibariyle aslında bir gazetecilik filmi. Haber nasıl ele alınır, muhabirlik nasıl yapılır, bir işin araştırmacılık boyutu nedir, genel yayın yönetmenleri zorlu haberler karşısında neleri göğüsler, haber nasıl pişer ve okurla buluşmak için nasıl bir uygun zamanı bekler vs. vs.
Yönetmen Tom McCarthy, senaryosunu Josh Singer’la birlikte kaleme aldığı filmine dedektifvari bir hava katarak heyecanı ayakta tutmayı başarmış. Öte yandan basın yayın öğrencileri için böylesi bir yapımı izleyip sindirmek, okul hayatları boyunca görecekleri birçok dersten etkili olur gibime geliyor.

Kısaca konudan da bahsedersek: 2001’de, daha önce The New York Times ve Miami Herald’da çalışan Marty Baron The Boston Globe’un başına geçiyor. Yeni genel yayın yönetmeni, kendi köşe yazarlarından birinin kaleme aldığı makalede bahsedilen bir olayın habere dönüştürülmesini istiyor. Gazete içinde özel haber kovalayan ve dört kişilik bir ekipten oluşan ‘Spotlight’çıların peşine düştükleri bu haber uzun zamandır çocuklara cinsel tacizde bulunan bir rahibin peşine düşmektir. Lakin ekip haberi derinleştirdikçe bu tür olayların sayısının çokluğu karşısında hayrete düşüyor. Daha vahimi de Katolik Kilisesi’yle birlikte hareket eden kimi hukukçuların, sistemli bir biçimde bu suçları örtbas etmesi oluyor.
Yüzde 53’ü Katolik olan bir okur profiline sahip The Boston Globe’un böylesi bir habere soyunması, Marty Baron’un Yahudi kökenli olması ve suyun bulandırılmasından hoşlanmayanların “Canım, bunlar sadece aramızdaki birkaç çürük elma”yla meseleyi geçiştirmeye çalışmalarına rağmen ekip, basın etiğine uygun davranmayı ve gerçeklerin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini düşünüyor ve bu yolda hareket ediyor.

Umarım Oscar’ı alır

Oyunculuk kariyerlerinde daha önce de gazetecilik yapan Michael Keaton (‘The Paper’) ve Rachel McAdams’ı (‘State of Play’) tekrar aynı sulara döndüren ‘Spotlight’ta ekibin diğer parçalarını Mark Ruffalo ve Brian d’Arcy James canlandırıyor. Soğukkanlı ve ilkeli Marty Baron’da Liv Schreiber son derece ikna edici bir performans ortaya koyarken doğru tarafta mücadelesini sürdüren avukat Mitchell Garabedian’da Stanleyl Tucci de çok başarılı.
Tıpkı ‘El Club’ gibi lafını dolandırmadan söyleyen, ikiyüzlü din adamlarının ‘kutsallık’ kisvesi altında işlediği onca suça (ve de günaha) dikkat çeken ‘Spotlight’, 70’lerin ünlü filmi ‘Başkanın Bütün Adamları’ efekti yaratıyor. The Boston Globe’un ‘11 Eylül’ hengâmesine rağmen 2002’nin ilk aylarında yayımladığı ve nihayetinde Pulitzer ödülü kazandığı haberin öyküsü niteliğindeki film de umarım aday olduğu ‘En İyi Film’ dalında Oscar’a uzanır.